2. DUA ETMEK BİZİM İÇİN NORMAL BİR ŞEY

Amerika’ya döndükten sonra nasıl oldu? Başkan Trump için dua ettiniz. Kitap fikri ortaya çıktı. ABD ve kilise sizi nasıl karşıladı? Nasıl oldu dönüşünüz?

ANDREW: Tanrı, peygamberlik sözünde “Hasada hazır ol” değil, “Hasada hazırlık yap” dedi. Tanrı bize böyle bir görev verdi. Cezaevinde kalmak hasada hazırlığın bir parçasıydı. Cezaevinden çıktıktan sonra Başkan Trump’la görüşebildik. Onun için dua ettik. Onun için dua etmek bizim için normal bir şeydi. Çünkü Türkiye’deki kilisemize gelen herkese “sizin için dua edebilir miyiz?” diye sorup onlar için dua ediyorduk. Anladığım kadarıyla bu burada, çok nadir bir şey. Özellikle başkan için dua edilmesi ve bu duanın canlı olarak yayınlanması, çok nadir bir şey. Buradaki Hristiyanlarla görüştüğümüzde bu onların ilgisini çekti ve onlara teşvik oldu.

Aslında biz şimdi Amerika’da biraz sessiz kalıyoruz. Çünkü bizim şu anda yapmak istediğimiz şey kaçıp Rab’le zaman geçirmek. Tanrı’yla zaman geçirmek istiyoruz. Birçok fırsat var paylaşmak için. Ama biz şu anda Kansas City’de bir  dua evindeyiz. Yapmak istediğimiz şey her yere çıkıp vaaz vermek, bu fırsatlardan faydalanmak gibi bir şey değil. İstediğimiz şey son iki yılda yaşadıklarımızı gözden geçirmek, anlamak. Bu nedenle bir hazine var bizim için. Bir madenci gibi onu çıkartmak lazım. Rab neler yapmak istedi? Bize neler öğretmek istedi? Bizi nasıl şekillendirdi? Öğrenmemiz gereken birçok şey var. Biz bunları yaşadık, şimdi onları gözden geçirerek, derin düşünerek olayı değerlendirmek istiyoruz. 

Bir de benim için özellikle şifa, yani içsel şifa. Tam iyileşmek istiyorum. Gerçekten ben Rabb’e karşı özellikle çok ezildim, kırıldım. Bizler, [İncil’de böyle yazdığı için] İsa uğruna hakarete uğramayı, zorluklara uğramayı beklemeliyiz. İsa bunların olacağını söyledi. Bu nedenle olanlara şaşırmıyorum, bunları anlıyorum. Hoşuma gitmiyor. Bazen Rabb’e soruyorum, “Neden araya girmiyorsun, neden bu kadar acı çekmelerine izin veriyorsun çocuklarının” diye soruyorum. Ama anlıyorum. Beni krize sokan şey zorluk çekmek değil, sıkıntı çekmek, acı çekmek veya zorluklarla karşılaşmak değildi.

Beni krize sokan Tanrı’ya bakış açımın, görüşümün biraz sarsılması. Çünkü 2007’den beri Rabb’in ardından koştuk yeni bir şekilde. Özellikle varlığını yaşamak istedik, tatmak istedik. Görkemini görmek istedik. Özellikle yakınlığa odaklandık. Rabb’e yakın olmak. Özellikle varlığına çok önem verdik. Kilise kurmaya çalıştık, dua evi başka şeyler ama her şeyde bizim ana hedefimiz Rabb’e yaklaşmak ve onun varlığını yaşamak.

Ama beni şaşırtan şey, 2 yıl cezaevindeyken Rabb’in varlığını hissetmedim. Onun farkında olmadım, onun sesini net duyamadım. Ve dedim “Rab, en karanlık zamanımda, en yalnız olduğum anlarımda bu nasıl olur? Şu an hayatta kalmaya çalışıyorum.” Çünkü ben zaman zaman intihar düşünceleriyle uğraşıyordum. “Burada artık umudum yok, burada yıllarca kalabilirim, çocuklarımı belki bir daha hiç göremeyebilirim.” diye düşünüyordum. Çünkü hatırlarsan Ağustos 2017 yılında üç tane ağırlaştırılmış müebbet vermek istediler. O zaman ben, “Hükûmet beni yok etmek istiyor” belki çocuklarımı bir daha göremeyebilirim diye düşündüm, umudum kırıldı. Bir de Rabb’e karşı kırılmıştım, anlamıyordum. Nerede sesi, nerede dokunuşu, nerede varlığı? Ve başka şeyler de oldu.