İlyas Uyar

2007 yılının üzerinden yaklaşık 12 yıl geçmesine rağmen Zirve Yayınevi davası yeni sonuçlandı. Üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen davayı sonuçlandıran kararı duyunca o günlerdeki duygular yeniden ortaya çıktı.

2007 yılında yakın arkadaşlarımız, dostlarımız, kardeşlerimiz Hristiyan olmalarından ve inançlarını başkaları ile paylaşmalarından dolayı canavarca öldürüldüler. Katilleri bu eylemi neredeyse televizyon ekranları önünde gerçekleştirdiler. Kameralar oraya ulaştığında katillerin ellerindeki kan duruyordu.

Katledilen kişiler sadece iyi insanlar değil muazzam bir sevgi ile yoğurulmuş insanlardı. Kendilerini tanıma şerefine nail olduk. Ekmeklerimizi paylaştık. Bizlerle canlarını paylaştılar.

Necati Aydın gördüğünüz görebileceğiniz en alçakgönüllü insanlardan biriydi. ‘Bu adam kesin cennetlik’ diyebileceğiniz birisiydi. Sıcakkanlı, sevecen dost canlısıydı. Bu konuda herkesçe bilinen birisiydi. Protestan cemaatinin İstefanos’uydu.

Uğur Yüksel ile birçoğumuz sohbet ettik. Katıksız bir Anadolu genciydi. Kurtuluşu İsa Mesih’te bulmuştu. Kilise onun için bir aile oldu o bizim kardeşimizdi. Öldürüldüğünde Mesih İsa’dan aldığı sevgiyi sonuna kadar kullandığına inandığımız bir kahramandır.

Tilmann Geske, onu Allah’a olan derin sevgisini anlattığı şiirlerinden, yazdığı ilahilerden anlayabilirsiniz. İçindeki derin Allah sevgisi bugün kiliselerimizden, ibadethanelerimizden söylenmekte. Onu tanısaydınız Türkiye’yi çok sevdiğini, buradaki insanlar için yüreğinde bir sorumluluk hissettiğini görebilirdiniz.

Bu üç insan inançları yüzünden öldürüldü, öyle ki ne gazeteler ne de bundan sonra bu haberi yazan herhangi bir insan buna ‘katliam’ demeden bu haberi yazmadı, sunamadı.

Katillerini güdüleyen şey onların Hristiyan olmaları ve inançlarını başka insanlara anlatmalarıydı.

Ne acıdır ki ülkemizdeki bu nefrete dayalı düşünce bu katliama ve bu olayın ardından öldürülen kardeşlerimizin eşlerinin ‘affediyoruz’ demelerine rağmen nefret söylemleri ile tasdik edildi.

Dünyanın ve insanlığın kirlendiğine dair olan anlayışımız yaşadığımız olaylardan ve kendi yüreğimizin de kirli olmasından geçiyor.

Ancak insan düşünmeden edemiyor; aralarında yaşadığımız insanlarla; sevgiye, saygıya ve alçakgönüllüğe dayalı bir hayat yaşıyor olmamıza rağmen ortaya çıkan bu nefret ne zaman bitecek?

Hristiyanlıkta ruh kaybolmayan, öldüremeyeceğiniz bir varlık. Ruh bedeni terk edince Allah’ına, Rabb’ine, yaratıcısına döner. Orada teselli edilir, yaraları sarılır.

Ruh Allah’ın yanında huzur bulur. Bir Hristiyanın bedeni ölse de Ruhu mutlak vuslata, beklenen kavuşmaya ilerler. Bizim için orası sonun başlangıcıdır. Çünkü sonsuzluk hayatın kısıtlılığından büyüktür.

Necati, Uğur, Tillman yaradanlarına geri döndüler. Sadece bedenleri buradadır. Evleri olan sonsuzluktadırlar.

İncil’e göre “İsa ona, “Diriliş ve yaşam Ben’im” dedi. “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek.”

Ölenlerin gittikleri yer bellidir. İnandıkları yere gittiler. Katliamı yapan kişileri Hristiyanlar affetti. İnancımız düşmanımızı sevmemizi söyler, bunu yerine getiriyoruz.

Ancak bir insanın bir kişiyi hem de iyi, sevilen, Allah’ın kulu olan bir insanı öldürmenin yükünü nasıl taşıyacaklarını düşünüyorum. Katilleri dışarı salsanız da içine hapsoldukları azap hapishanesinden nasıl çıkaracaksınız? O ânı tekrar yaşadıkları her saniye hapsolacaklar.

Bunu yapanların azap çeken Ruhlarının özgür kalmasını,mutlu olmalarını diliyoruz.

Necati, Tillman, Uğur arkalarında insan doğasının kirli, öldürmeye, nefrete yatkın olduğunu hatırlatan bir anı bıraktılar. Biz bunun yerine Göksel Evlerinde yıllarca hizmet ettikleri, sözünü duyurdukları ve yanına gittikleri Yaradanlarının yanında mutlu olduklarını düşünmeyi seçiyoruz.

Protestan Kilisesinin bu çağdaki ilk şehitleridir. Onları İsa Mesih’in sevgisi ile selamlıyoruz.

Göksel Evimizde Buluşuncaya Dek.

Sizleri Özlüyoruz…

İlyas Uyar