Cankurtaran Kilisesi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Taştan ile hizmetleri, hedefleri ve Cankurtaran Kilisesi Derneği’nin yeni açılan Gazi Mahallesi şubesi ile ilgili konuştuk. 

Cankurtaran Kilisesi Derneği hizmetleri ne zaman başladı ve dernek olarak hangi hizmetleri veriyorsunuz?

Derneğimiz resmi olarak 2017’nin 6 Ocak’ında açıldı. Cankurtaran ismi de İncil’de “canları kurtarma” kavramı ile ilgili olarak Rab’den aldığımız bir isimdir. Bir anlamda ismimizi Rabb’in koyduğunu düşünüyoruz. 

Yani üçüncü yılınızı geride bıraktınız

Derneğin kurulması anlamında doğru fakat derneği ilk kez açtığımızda Maltepe’deydik. Daha sonra Üsküdar Bağlarbaşı’nda Rab bir yer hazırladı bizim için. Aslında buradaki varlığımız da 2 Aralık’ta ikinci yılını doldurdu. Üsküdar’daki yerimizi açtıktan bir yıl sonra yine aralık ayında, 3 Aralık’ta Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde tam merkezde Cankurtaran Kilisesi’nin şubesini açtık. Biz genelde bir sembol olarak Doğuş Bayramı (Noel) döneminde yeni bir şube açmayı tercih ediyoruz. Üçüncü şubemizi de Aralık ayında tuttuk ama açılışı Aralık ayına açamadık. 25 Ocak Cumartesi günü, İstanbul’un Sultangazi ilçesinin Gazi Mahallesi’nde üçüncü şubemizin açılışını yapacağız. 

Elimizden geldiğince kilise olmayan yerlerde şubeler açarak Tanrı’nın sözüne ve Mesih’in kendisine tanıklık etmek, ışık olmak, halkımız için bereket kaynağı olmak istiyoruz. Amacımız budur.

Gazi Mahallesi’nde kilise yoktu ama Hristiyan var mı?

Evet var, 10-15 kişilik Hristiyan grubu evlerde, kafelerde toplanıyordu. Aslında her zaman bir yere ihtiyaç vardı. Takdir edersiniz ki kafelerde doğal olarak sigara dumanları, oyun oynayanların gürültüleri var. İbadet etmek için uygun değil, Kutsal Kitap çalışmak için uygun değil, birbirimiz için dua etmek için uygun değil, birbirimizi sağlıklı şekilde dinlemek için uygun değil. O yüzden bizim bir yere ihtiyacımız oldu. Oranın da şöyle bir hikayesi var: bundan yaklaşık dokuz ay önce Gazi Mahallesi’nin kaldırımlarından Cemevi’ne doğru yürürken dua ediyordum. Birden bire orada yürürken yüreğimde şunu hissettim Rab bana “Dur ve ışığı yak bu yerde. “Tanrı ışıktır” der Kutsal Kitap. İsa Mesih de karanlığı alt etmek için geldi. “Dünyanın ışığı benim” der İsa Mesih. Aslında duyduğum şey Tanrısal Söz’e de uygundu. Amacımız orada onlarca, yüzlerce, binlerce insan yok yanlış anlaşılma olmasın. Ama benim tarzımda, Alevi asıllı insanlar var. Daha açık olduğunu düşündüğümüz insanlar var. Bunu sınıflandırma yapmak amacıyla söylemiyorum. Çünkü Müjde Kürdüyle Türküyle herkes içindir. Tanrı bunu söylediği için bir yer arayışına başladım. Bunu istiyordum zaten ama emin oldum, çünkü yaklaşık bir yıldır orada kafe toplantımız devam ediyordu zaten. 

Kilise olarak tüzel kişiliğimiz olmadığı için kilise şeklinde binamız olamıyor. Mecburen işhanlarında, iş merkezlerinde en şık, en temiz ve en görünen yeri tutarak Rabb’in sözüne uygun layık bir yer yapmaya çalışıyoruz. Ikinci katta, cadde üzerinde, güzel bir iş merkezinde Cemevi’ne gelmeden 100 metre önce aynı güzergahta bir yer bulduk. 25 Ocak’ta yaklaşık 20’si Gazi Mahallesi halkından olmak üzere yaklaşık 80 kişinin katılımıyla da açılışımızı yaptık. Açılışın ardından 3 kişi kilisemize gelerek dua istedi. 2 kişi de Hristiyan olmayı zaten düşündüğünü söyleyerek Hristiyanlığa geçmek istediğini söyledi. 

Gazi mahallesinde tepkiler nasıl? Olumlu mu?

Gazi Mahallesi inançlara saygılı, etnik kimliklere saygılı; renge, dile bakmayan yapısı olan bir yer. Çok sevdiğim bir yer, kendimi rahat hissettiğim bir yer. Bu rahatlık ve özgüvenle ve Tanrı’nın yönlendirişiyle oradaki küçük cemaatimizin de teşvikiyle bu yeri tuttuk, kontrat yaptık, daha çivi çakmadan Facebook üzerinden orada kendini yerel bir gazeteci olarak tanıtan herkes tarafından kabul görmeyen bir kişi bir haber yaptı. “Gazi’ye misyonerler geliyor, kilise açıyor, Yehova şahitleri” filan yazmış oraya bizi Yehova Şahitleri zannetmiş. Hiç alakamız yok onlarla. O yüzden böyle bir haber oldu ve bunun altına 10 yorum yapıldıysa bunun 3 tanesi olumsuz, 7 tanesi olumluydu. Yani yedi tane olumlu, olumsuz yanıt yazanlara oradaki Gazi’nin halkı tepki gösterdi. “Biz Alevi’yiz, inanç özgürlüğü, dini özgürlükler açısından baskı gördük. Bari biz insanlara inançlarından dolayı baskı zulümler yapmayalım” gibilerinden… Ve bu süreç 1-2 hafta boyunca sürünce en sonunda Gazi Mahallesi’ndeki Cemevi’nin gençlik grubu bir özür yazısı yazdı. Yani “biz verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür diliyoruz. Her inanca saygılıyız. Mahallemizde de bir kilise olmasından hiç rahatsız olmayız.” diye yazarak teşvik ettiler.

Biz İncil’in dediği gibi elimize, dilimize, belimize saygılı; göründüğümüz gibi olmaya olduğumuz gibi görünmeye çalışıyoruz. Biz sevginin ardından gitmek istiyoruz. Gazi Mahallesi’ndeki kardeşlerimizin de bu Tanrısal sevgiye ihtiyaçları olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda oradayız. Tepkiler var, kilisenin açıldığı her yerde tepkiler var, sadece Gazi’de değil ama biz bunları sevinçle karşılıyoruz. Yolumuzdan dönmüyoruz. Hedefe doğru sevgiyle ilerliyoruz. Rab Gazi’yi bereketlesin, bu olumsuz haberleri yayanları da Rab bereketlesin. Onlarla hiçbir sorunumuz yok. Hatta onları aradım bu haberi yapan kişiyi aradım, telefonumu da verdim. Oturduğum, takıldığım kafeyi de yazdım. İstediği zaman gelebileceğimi, kendisinin de istediği zaman görüşebileceğimizi söyledim. Sivaslı Alevi kökenli, sonradan Hristiyan olan bir Anadolu çocuğu olduğumu söyledim. Amerikalı veya başka ülkelerin maşası olmadığımı söyledim. Onlarla bir sorunumuz yok ama kimsenin oyuncağı da değiliz. Bu toprağın Hristiyanlarıyız. Yerli ve milli olmak isteyen, bu kültüre bu değerlere, halkın içinden gelen biri olarak, halkın değerlerine saygılıyız. İncil’i de buna uydurmuyoruz, İncil zaten sevgi olduğu için buna uygundur. Ama bu gerçeği kültüre uygun anlatmak istiyoruz. Umuyoruz Rabb’in lütfuyla Gazi’de ışığımızı yakacağız.

Kilise hizmeti dışında yani ibadet yeri dışında hangi hizmetleri yapıyorsunuz?

Benim kişisel olarak televizyon hizmetim var. Kanal Hayat televizyonunda vaaz programları yapmaya çalışıyorum. Aynı zamanda Youtube’da bunlar yayınlanıyor. Şimdi kilisemizin Üsküdar’daki merkezimizde bir stüdyo inşaası halindeyiz. Burası henüz tamamlanmadı. Teknik bazı eksiklikleri var. Eksiklikleri tamamlanınca diriliş bayramı öncesi yeni kayıtlarımıza başlayacağız. Bir ekmek evi projemiz var. Kilisemizin olduğu yerde bir dükkan var. Orayı kiralayıp basit iki çeşit çorba, pilav, tavuk kuru fasulye, turşusuyla ayranıyla insanlara böyle bir ekmek evi açıp ucuz, (bedava değil yanlış anlaşılıyor), bir ücretle vermek istiyorum. Onlara 5-10 liraya karınlarını doyurmak istiyoruz. Cumartesi aksamları ise ücretsiz, yarım ekmek çorba, yanına kuru fasulye pilav menüsünü ücretsiz olarak vereceğiz. İnsanlar en azından bir gece de olsa aç yatmasın diye basit ama doyurucu bu menüyü sunacağız. Buna talep çok olursa bunu pazar akşamı da yapmak istiyorum. Tabii yine kendi yağımızda kavrularak… O yüzden diğer günler ücretli olacak. 

Tabii takdir edersin ki yeni bir kiliseyiz. Bir çok yere gidiyoruz. Önceliğimiz öğrenci yetiştirmek ve kilise kurmak odaklı olduğu için çok hastaları ziyaret edelim, çocuklara yetimlere gidelim veya ekmek evi gibi projelerle ekmek dağıtalım gibi projeler çok aktif değil. Daha iki yaşındayız ama bunları yapacağız. Kutsal Kitap merhametli işler yapın diyor. Bunları merhamet işi olarak yapacağız. Kutsal Kitap bunları yapmamızı istiyor. İsa Mesih “babanız merhametli olduğu gibi siz de merhametli olun” diyor. 

Ama hastaları ziyarete gidiyoruz, onlar için dua ediyoruz. Çoğu zaman evlere gidiyoruz ama bazen  ihtiyaç sahipleri çağırdığında doktorlar izin verirse hastaneyi de ziyaret ediyoruz. İncil’de yazdığı gibi el koyup dua ediyoruz. Birçokları şifa alıyor.

Daha takımlarımızı, pozisyonlarımızı vizyonumuzu, oluşturma anlamında adımlar atıyoruz. Benim ilk etapta hedefim şuydu: Üç yıl içerisinde İstanbul’un iki yakasında iki kilise kurmak. Sonra da İstanbul’un sağında ve solunda yani Batısında ve Doğusundaki İzmit ve Tekirdağ illerinin ilçelerinde veya merkezinde (İlçeleri tercih ettim çünkü ilçeleri merkezden büyük), iki tane daha kilise açmak. Yani üç yıl icinde toplam dört tane. 

Şimdi bu hedefimize uygun devam ediyoruz. Eğer Rab izin verirse önümüzdeki aralık veya ocak ayında da Gebze’de bir kilise açmayı planlıyoruz. 

Kilise kurmanın zorluğu nelerdir? Bir binayla inşaatından tüzel kişiliğine kadar nasıl uğraşıyorsunuz? Bürokrasisiyle ustasıyla, kapısıyla kapıcısıyla?

Bu aslında yanıtı geniş bir soru. Ama güzel bir soru. En büyük zorluk henüz devlet önündeki tüzel kişiliğimizin olmaması. Yani Hristiyanız, varız, kimliklerimizde Hristiyan yazıyor, bu toprağın asli unsurlarıyız. Kimsenin azınlık statüsünü küçümsemiyorum bana göre hepsi asli unsurdur. Kimilerinin Lozan’dan gelen bir azınlık hakkı var. En azından resmi kilise olarak, ibadethane olarak gözüküyorlar. Ama tıpkı cemevlerinin hukuki statüsü gibi, ibadethane gözükmemeleri gibi ne yazık ki biz de Türk Hristiyanları olarak, zamanında kimsenin aklına Türklerin Hristiyan olabileceği gelmediği icin TC yasaları gereği tüzel kişiliğimiz yok. Bu yüzden bir mezarlık yerimiz bile yok. Yani bir kaza geçirsek gömülecek yerimiz yok. Tabii durum bu olunca yani devlet bazında muhattap alınmayınca halkla da daha kötü oluyorsunuz. Ne oluyor? Yer tutmak istiyorsun, kilise derneği olduğunu duyunca korkuyor insanlar. Veya oraya kilise açılacağını duyan ev sahipleri çekiniyor. Biz 10 tane yer istediysek bunun bir tanesi, iki tanesi size tamam diyor. Tabii bununla bitmiyor. Geçen gün suyu, elektriği açacağım, bunu açarken de bin dereden su getiriliyor. Yok “orayı inceleyelim, orası iş merkezi mi orası yasaya uygun mu?” Yani yanımdaki adam işyeri elektriği, suyu açıyor kimse sormuyor. Ben başvurduğumda sorma gereği duyuyor. Tamam, biz İncil’in emri gereğince yasalara, yönetimlere itaat ediyoruz. Tabii ki prosedür bu ama zaten İçişleri Bakanlığı bana dernek olma izni vermiş, ben kontratımı yanımda getirmişim, kaşemi yanımda getirmişim, ben derneğin başkanıyım zaten. Bunları açma kapama yetkim varken suyu açmama izin vermiyor. Hadi neyse bunları aşıyoruz. Bu zorlukları sorduğun için söylüyorum. Bir isyan veya sıkıntı olarak dillendirmiyorum. 

Ama tabii son yıllarda daha açık, daha net, daha rahatız. Ama bir ihtiyaç da var. İnsanlar bir gerçek ışığa, gerçek Rabb’e, gerçek Tanrı’ya bir susamışlık da var halkımızda. Tabii biz yerli kiliseyiz bütçemiz belli, biz ondalık sistemiyle yaşıyoruz. Kendi bütçemizden, maaşımızın ondalığını veriyoruz. Bu nedenle mobilya veya eşya alırken genellikle ikinci el alıyoruz. Sıfırını, garantili almayı isterdik ama durumumuz yok. Yani kilise eşittir parası var, pulu var, parkı var olarak anlaşılmasın, durum böyle değil. Belki kurumsal yapısından dolayı bir Katolik Kilisesi böyle olabilir geçmişi var diye ama Türkiye’de yerli kiliseler böyle değil. Durum bu değil. O yüzden bir çok eşyasıyla elektriğiyle, mobilyasıyla, binasıyla ve oranın kirasını ödemesiyle hani genelde böyle denkleştirip 1-2 yıl önceden hazırlık yaptığımız için, açmadan önce plan yaptığımız için, kirası ucuz olsun diye peşin vermeye çalışıyoruz. Zaten dernek olduğumuz için stopaj da veriyoruz. Yüzde yirmi beş oranında da stopaj var. Devlete vergi veriyoruz. Vermeliyiz de buna kızmıyoruz. Ama masraf çok. 

Diğer dini kuruluşlar vermiyorlar ama

Vermiyorlar. Örneğin biz elektrik ve su faturası ödüyoruz ama bildiğim kadarıyla camiler elektrik ve su parası vermiyor. Katılıyorum buna, vermemelerini de haklı buluyorum. Devletin bu konuda camilere bu hakkı sağlamasını da mantıklı buluyorum. Ama niye bunu sadece camilere yapıyor? ibadethane olduğu icin. Biz hem ibadethane gözükemiyoruz. Hem de elektrik su faturası ve stopaj ödüyoruz. Benim bildiğim TC Anayasası’nda inançlara karşı bir eşitlik var. İnsanlar arasında bir eşitlik var. Mümin Müslüman kardeşlerimize bu haklar sağlanıyorsa kiliselere de Cemevlerine de aynı hakların aynı olanakların sağlanması gerekli. 

Bu haklar biraz da tüzel kişilik ile ilgili. Vakıf olmak elinizi güçlendirecek mi?

Dernekleri kapatmak çok kolay. Bazen sudan bahanelerle, gizli tanıklarla, gizli şikayetlerle “şu oldu bu oldu” gibi aslı astarı, kanıtı olmayan iddialarla bazı kilise derneklerinin ülkemizde ne yazık ki kapatıldığını duyduk, gördük. Hani biz elimiz güçlensin diye vakıf olmayı tercih ediyoruz ama asıl tercih sebebimiz daha zor kapatılalım değil. Asıl derdimiz devlet önünde daha resmi gözükmek, daha güçlü bir şekilde “biz varız” demek  ve bir de tabii bizim okullar, yetimhaneler, bakım evleri, aş evleri açmak yani sosyal hizmete yönelik, İncil’in merhamet işlerine yönelik hizmet hedefimiz var. Çocuklara, yaşlılara, dullara yardım etmek İncil’de geçen şeyler. Vakıf şemsiyesi altında bu hizmetleri daha rahat bir yasal çerçevede ilerletebilmek adına bunları istiyoruz. Hem de vakıf olduğu zaman daha bir saygınlık, daha bir söz dinlerlik, daha bir muhattap alınırlık ortaya çıkıyor doğal olarak. O yüzden bunu istiyoruz hem de cemaatimizin sayısı artıyor. O zaman dernek çatısının veya dernek kumaşı elbisesi bize dar gelmeye başlıyor. Hayallerimize de dar gelmeye başlıyor. Bu yüzden Rab dilerse Paskalya öncesi yani 2020 Nisanı öncesi vakıf başvurusunda bulunacağız. Süreç bir yıl kadar sürüyor. 2020’nin sonuna doğru da resmi vakıf kuruluşumuzu Cankurtaran Kiliseleri Vakfı olarak açmak istiyoruz. Rab dilerse bunun gercekleştireceğiz ki bu güzel Anadolu topraklarında halkımıza vatandaşlarımıza Tanrı’nın sözünü eğip bükmeden grileştirmeden, gerçeği sevgiyle, merhametle, ötekileştirmeden anlatmak ve öğretmek hedefimiz.