İlyas Uyar

Efendim, akl-ı selim nedir? Felsefeci Descartes doğruyu yanlıştan ayırma, sağduyu diye adlandırmış bu terimi.

Hani gözünüz dönmüş halde birisinin ya da birilerine doğru koştururken araya girip “ayıptır yapma, sonrasını düşün”, diyen bir amca çıkar ya hep, işte o amcanın ismi muhtemelen Selim, Akl-ı Selim.

Zıvanadan çıkma, hakkını arama, karşılığını verme isteği öylesine güçlü bir istek ki bu bağlamda yapılan filmler, gerçek hayatta karşımıza çıkan “Oh olsun!” videoları çok izleniyor.

Amerika’daki polisler, dizlerinin üzerinde orada öfkeli duran insanlardan özür dilerken aklıma geldi bunlar.

Amerika’da kaç tane polis var bilmiyorum çoktur herhalde, ancak bu insanların karşıdakilerin öfkelerine, öfke ve nefretle karşılık vermek yerine onlardan diz çökerek özür dilemeleri, akl-ı selim değil de nedir?

Bunu, “bütün Amerika’da böyledir” diyerek genele yayamam, çünkü Amerika’dakileri de, Amerika’daki durumu da tam olayları bilmiyorum.

O yakıp döken güruhun yaptıklarını üzüntü ile izliyorum. Etrafın yakıldığı, insanların işlerinden edildiği, başkalarının zarar gördüğü bir seslenme şekli her zaman haksızdır. Bir kavgada bağıran kişiyseniz ya haksızsınız veya haksız olmak üzeresinizdir.

Ancak bildiğim şey iki tarafın kavga ettiği bir taraftan bazı kişilerin diz çöküp özür dilediği. Bence takdir edilecek bir davranıştır.

Özür dilemek, “kusura bakma” demek, gururla değil alçakgönüllülükle davranmak özellikle bu davranışları yapmayacağını düşündüğünüz kişilerden gelince daha bir dikkat çekici oluyor.

Bir ustabaşının işçilerinden, bir müdürün elemanlarından, bir babanın çocuklarından,  kendisinden görece yetkisiz, aşağıda, kişilerden özür dileyen insanların, elleri sıkılmalı, akl-ı selim madalyası ile ödüllendirilmeli.

Diz çöken ve özür dileyen insanların karşısında öfkenin sönmesi daha kolay oluyor, eğer halen öfkelenmeye devam ederseniz bu sefer sizin hareketleriniz göze batıyor.

Dünyanın neresinden olursa olsun, özür dilemek, özür dilemeden haklılığını bağırmaktan daha Tanrısal bir erdemdir.

Luka 22: 26  “Ama siz böyle olmayacaksınız. Aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun.

Yukarıdaki İncil ayeti, büyüklüğün alçakgönüllü bir yürekten geçtiğini anlatıyor.

Diz çöküp özür dileyen o polislerin bu ayetlerin doğruluğunu kanıtladıklarını düşünüyorum. Özür dileyen alçakgönüllü bir tavır kızgın bir yüreği soğutur.

Haberi herkes aynı şekilde değerlendirmedi tabii. “Koskoca adamlar özür mü dilermiş!” diyenleri de duydum. Bu davranışınızdan ne kadar kazanç sağlayacağınıza da bağlıdır.

O insanlar bugün kendilerini küçük düşürmüş gibi duruyor olabilirler ama yaptıkları takdir edilecek bir davranıştır.  Kızgın kalabalıktan bir kişi bile (ki bence sayı daha çok olacak) ‘ben böylesi bir davranışın karşısından şiddet uygulayamam’ derse edinilen kazanç kayıptan fazladır.

Çünkü bir kişinin yüreği derinden değişmiştir. O kalabalığı şiddet kullanarak bastırabilirlerdi ancak kalabalığın öfkesi çocuklarına geçecekti, ortada, korkudan doğan bir suskunluk kalacaktı.

Ancak, alçakgönüllülüğün getirdiği bir sevgi mi daha sağlıklıdır ve uzun süre dayanır, yoksa korkudan, sindirilmişlikten doğan suskunluk mu?

Bence alçakgönüllü sevgiden doğan dostluklar daha kalıcıdır.

Büyük dostluklar tartışmalardan doğar dediklerini duyuyorum.Ancak o kavgalarda bir kişinin akl-ı selim davranması dostluğu yaratan ortamı sağlar.

Özür dilemek ve affetmek büyüklüktür.

Kim olursanız ne olursanız ne kadar büyük olursanız olun. Sevgi alçakgönüllülüğün kardeşidir.

İsterseniz bunu diz çöküp özür dileyerek sağlayabilirsiniz, kazancı öfke ve nefretten daha fazladır.

Bakın bugün ben bunu buradan yazdım acaba benim paylaştığım duyguları kağıda dökememiş ancak aynı şekilde hisseden birileri yok mudur? Bence var.