Protestan Kiliseler Derneği Basın Sözcüsü Soner Tufan, yabancı uyruklu Protestan din görevlileri ve Türk protestan din görevlilerinin yabancı uyruklu eşlerinin, vizelerinin “ülke güvenliğine tehdit” gerekçesiyle sınır dışı edilmesi uygulamasını hukuki olmadığını söyledi. Agos’tan Ferda Balancar’ın sorularına yanıtlayan Tufan, bu hukuksuz uygulamaların Türkiye’yi uluslarası arenada zor duruma düşürdüğünü söyledi. Tufan demecinde, “elbette gerçekten ülkemizin güvenliğini tehdit eden kişiler varsa bunlar olabildiği kadar haklı gerekçelere dayandırılarak ciddi anlamda yargılanıp gönderilmeli; belirsizlik içinde yapıldığında ülke uluslararası arenada daha zor duruma düşüyor. Gerçek delillerle ve şeffaf bir hukuki süreçten sonra gönderilmeliler.” dedi. Tufan, sınır dışı uygulamasında öne sürülen “ülke güvenliğini tehdit” gerekçesinin bu uygulamaların siyasi ya da keyfi uygulamalar olduğu yorumlarını ortaya çıkarabildiğini söyledi. 

“GERİ DÖNMELERİ MÜMKÜN DEĞİL”

Yabancı uyruklu din görevlilerinin sınır dışı edilmesi uygulamasının son iki yılda artış gösterdiğine vurgu yapan Tufan, geçen yıl 36 kişiye sınır dışı kararı verildiğini, aileden birinin seçilerek sınır dışı kararı verilmesi nedeniyle bu rakamın eşler ve çocuklar da dahil edildiğinde sayının 3-4 kat fazla olduğunun hesaplandığını söyledi. Tufan, 2020 yılında da ilk altı ay içinde COVİD-19’a rağmen, yaklaşık 20 kişiye sınır dışı kararı verildiğini ve bu kişilerin eşleri ve çocuklarıyla birlikte Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldıklarını söyledi. Tufan, “önceki dönemlerde sadece sınır dışı ediliyordu; sorun çözüldüğünde geri dönebilirlerdi. Şimdi milli güvenliğe tehdit kodu ile (N82, G82) gönderildiğinden geri dönmeleri mümkün değil. Şunu da ekleyelim ki bunlar bize bildirilen rakamlar. Ayrıca gittiğini bilsek de rakam olarak bile kayıtlara girmek istemeyenler var ki onları da eklersek çok ciddi bir kitle ortaya çıkar.” dedi.

Son uygulamalarda eşi Türk vatandaşı olan kişilerin de gönderildiğini belirten Tufan, bu durumda bilinen üç aile olduğunu, belirterek, “Bunların (Türk vatandaşı olan) ilki geçen yıl (ABD’li) eşi ile ABD’ye gitmek zorunda kaldı; diğer ikisi Ankara’da ama onların durumu da aynı.” diye konuştu. 

ÖNCELİKLİ SORUN TÜZEL KİŞİLİK

Protestanların tüzel kişilik sorununa da değinen Tufan, “Protestanların tüzel kişilik sorunu çok uzun süredir var ve çözümüne yönelik bir ışık da görünmüyor.” dedi. Protestan Kiliseler Derneği Basın Sözcüsü Soner Tufan yaptığı açıklamada, tüzel kişilik sorunun en önce çözülmesi gereken sorun olduğunu belirterek, “Yani yapacak çok şey var ama temelde Protestan Türk vatandaşların var olduğu kabul edilmeli, onlara hakları teslim edilmeli ve onlarla aynı fikirde olunmasa da onlara tahammül edilmesi öğrenilmeli. Bir arada barış içinde yaşanabileceğine inanarak hareket edilmeli. Protestan vatandaşların bir Türk Müslüman’ın sahip olduğu haktan fazlasında gözü yok, bu da bilinmeli. Protestan vatandaşlar öcü gibi ötekileştirilmek yerine tanınmalı, kendilerini tanıtmalarına izin verilmeli. İşte o zaman pek çok sorun, sorun olmaktan çıkacaktır.” dedi.  

“PEK ÇOK SORUN, SORUN OLMAKTAN ÇIKACAK”

Agos’tan Ferda Balancar’ın sorularına yanıt veren  Protestan Kiliseler Derneği Basın Sözcüsü Soner Tufan, “Protestan din görevlilerinin yaşadığı sorunların çözümü için ne tür önerileriniz var?” Sorusuna ise şu yanıtı verdi: ” Ülkede yaşayan Müslüman olmayan bütün kitle kabul edilmeli ve bir normal vatandaşın sahip olduğu tüm haklara sahip olmalı. Yaşam hakkına sahip oldukları vurgulanmalı, misyonerlik diye bir suç olmadığı ifade edilmeli. Ülkede kiliselerde hizmet etmek üzere din adamının yetiştirilmesinin altyapısının kurulmasına izin verilmeli. Türk Hristiyanların çocuklarının gidebileceği Hristiyan etiğine uygun eğitim verecek, tabii ki Milli Eğitim Bakanlığı müfredatını uygulayacak okulların kurulmasına izin verilmeli. İbadethanelerin kurulmasının önü açılmalı. Kiliselerin kurduğu dernek yoluyla kağıt üzerinde sahip oldukları hakları kullanmalarına izin verilmeli ki din adamı istihdam etmek ve o izinle burada yaşamasının önünü açacak mevzuat zaten var, uygulamada eksikler var. Yani yapacak çok şey var ama temelde Protestan Türk vatandaşların var olduğu kabul edilmeli, onlara hakları teslim edilmeli ve onlarla aynı fikirde olunmasa da onlara tahammül edilmesi öğrenilmeli. Bir arada barış içinde yaşanabileceğine inanarak hareket edilmeli. Protestan vatandaşların bir Türk Müslüman’ın sahip olduğu haktan fazlasında gözü yok, bu da bilinmeli. Protestan vatandaşlar öcü gibi ötekileştirilmek yerine tanınmalı, kendilerini tanıtmalarına izin verilmeli. İşte o zaman pek çok sorun, sorun olmaktan çıkacaktır.”